Patente İlişkin Doğru Bilinen Yanlışlar

Türk Patent ve Marka Kurumunun verilerine göre patent başvuruları her geçen sene artıyor. 2020’de bir önceki yıla kıyasla yerli kategorisinde %11,2’lik artış gerçekleşerek 6 bin 251 buluş için patent başvurusu yapıldı. Bu sayısının artması beklentiler arasında. Eğer aklımızda yeni ve orijinal bir fikir varsa ne yapmalıyız? Her buluş için patent alınır mı? Süreç nasıl işlemektedir? Bu yöndeki soruları fikri mülkiyet üzerine çalışan Üniversitemiz Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Pelin Karaaslan yanıtlıyor.

Patent nedir, hangi kapsamda değerlendirilmektedir?

“Toplumda var olan sanata, bilime, estetiğe ya da teknolojiye yaratıcı katkılar sunan fikri ürünler, belirli koşullar altında hukuken koruma altına alınır. Hak sahiplerinin fikri ürünler üzerinde hukuken korunan haklarına “fikri mülkiyet hakları” denir. Fikri mülkiyet hakları kapsamında en çok karşımıza çıkan alt başlıklar “telif hakkı, marka hakkı, tasarım hakkı, patent hakkı” gibi kavramlardır. Bu haklardan patent hakkının konusunu “buluşların korunması” oluşturmaktadır. Buluş dışındaki fikri ürünler, başkaca fikri mülkiyet hakları ile korunabilir; ancak patentin konusu olamaz.

Her bulma faaliyeti buluş mudur?

Her türlü “bulma faaliyeti” buluş olarak nitelendirilemez. Örneğin var olan, fakat daha önceden bilinmeyen bir şeyin yalnızca keşfedilmiş olması, keşfedilen şeyi “buluş” yapmaz. Buluş, bir problemin (halledilmesi gereken bir meselenin) teknik bilgiler ile çözüme kavuşturulmasıdır. Bu durum genellikle bilinen teknolojilerin daha önce bilinmeyen şekillerde bir araya getirilip kullanılmasıyla sağlanır. Tarih boyunca yapılagelmiş teknik icatlar (örneğin pusula ya da cep telefonu) birer buluştur. Teknik özellik taşımayan yenilikler ise buluş olarak nitelendirilemez.

Bir buluş (icat) gerçekleştirdiğimizde bunu neden patent ile koruma altına almamız gerekir?

Esasında böyle bir gereklilik yoktur. Elbette ki buluş gerçekleştiren bir kişi, buluşun teknik bilgisini hiçbir beklenti altına girmeden toplum ile paylaşabilir. Ancak genellikle buluş sahibi, buluş konusu ürünü yalnızca kendisi üretip satabilsin ister; kısacası buluşundan para kazanmayı amaçlar. Buluş sahibinin bu amacını gerçekleştirebileceği iki yöntem mevcuttur. Yöntemlerden ilki, teknik bilginin toplum ile paylaşılmayarak gizli tutulmasıdır. Buna ticari sır denir. Örneğin Coca Cola içeceğine ait formül, buluş sahibi firma tarafından ticari sır olarak saklanmaktadır. Böylece diğer firmalar başka markalar altında aynı içeceği üretip pazarlayamamaktadır. Ticari sırrın avantajı, herhangi bir süreye bağlı olmamasıdır. Firmalar, ticari sır olarak sakladıkları buluşlarını belirli bir süre sonunda kamu ile paylaşmak zorunda bırakılmazlar. Ancak her ne kadar devlet buluş sahibini buluşun içeriğini açıklamaya zorlayamasa da, rakip işletmeler buluşu ele geçirmeye yönelik istek ve çaba içerisinde olabilirler. Bazı durumlarda buluşun rakiplerden gizlenebilmesi için alınan tedbirler güç ya da maliyetli olabilir. Bu da ticari sırrın dezavantajıdır. Ticari sır olarak saklanan bir  bilginin rakiplerce ele geçirilme riski de her zaman mevcuttur. Ayrıca rakip firma ya da kişilerin, bağımsız bir şekilde buluşun aynısını yapması ve herkesten önce patent başvurusunda bulunması ihtimali de söz konusudur. Bu nedenle buluşu ilk yapan kişinin vakit geçirmeden patent başvurusu yapması önem taşır.

Ticari sır yerine “patent” yöntemi tercih ediliyorsa…

Buluş sahibi, buluşunu hangi ülke sınırları içerisinde koruma altına almak istiyorsa, o ülke kurallarına göre patent almak için başvuruda bulunmalıdır. Türkiye’de yapılan patent başvuruları için yetkili merci, Türk Patent ve Marka Kurumu’dur. Patent başvurusuna konu edilen buluş, ticari sırda olduğu gibi gizli tutulmaz; tam tersine, buluşun teknik bilgisi başvuru evraklarında detaylı bir şekilde açıklanır. Devlet de toplumdaki bilgi birikimine katkıda bulunan buluş sahibinin bu davranışını ödüllendirmek ve böylelikle toplumu yenilikçi çalışmalar yapmaya özendirmek için buluş sahibine patent belgesi verir. Patent belgesine sahip olan buluşçu, belirli bir süre boyunca, buluşu üretip satmak ve ondan başkaca şekillerde yararlanmak konusunda tek yetkili kişi haline gelir. Şu anki mevzuatımıza göre belirlenen süre yirmi yıldır. Bu süre içerisinde patent sahibi, kendisinden izin almadan buluştan yararlanmak isteyenlerin bu davranışını engelleyebilir. Buluşu üretip satmak isteyen kişiler, patent sahibi ile bir lisans sözleşmesi imzalamak durumunda kalırlar. İzin almadan gerçekleşen kullanımlara karşı patent sahibi dava haklarını kullanabilir. Patent elde etmiş bir buluşun kim tarafından, hangi şartlarda, nasıl kullanılacağı ve haksız kullanımların sonuçları Sınai Mülkiyet Kanunu’nda düzenlenmiştir.

Hangi buluşlara patent hakkı verilmektedir?

Sınai Mülkiyet Kanunu’nda, hangi buluşlar için patent verilebileceği belirlenmiştir. Hukukumuza göre patent ile korunabilecek buluşlar, yeni olan, buluş basamağı içeren ve sanayiye uygulanabilen buluşlardır. Buluşun yeni olması, buluşun daha önceden bir başkası tarafından dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir kaynakta toplumun erişimine sunulmamış olması demektir. Buluş basamağı içermek ise yeniliğin önemsiz bir yenilik olmaması, tekniğin bilinen durumunu aşmasıdır. Sanayiye uygulanabilirlik de buluşun sanayinin herhangi bir dalında üretilebilir, uygulanabilir veya kullanılabilir olmasını ifade eder. Buluşların anılan bu kriterleri sağlayıp sağlamadığının tespiti, detaylı incelemeler gerektiren bir süreç olup bu nedenle uzun zaman alabilmektedir. Esasen bu durum yalnızca ülkemizde değil, pek çok hukuk sisteminde karşılaşılan bir sorundur. Ülkeler bu sorunu aşmaya yönelik çözüm arayışları içerisindedir.

Patent sayısı ile ülkelerin gelişmişlik düzeyleri arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?

Patent yalnızca sahibine yarar sunan fikri mülkiyet haklarından biri değildir; aynı zamanda bir ülkenin ne kadar gelişmiş olduğuna ve yenilikçi faaliyetler ortaya koyabildiğine dair önemli ekonomik göstergelerden biridir. Bu nedenle patent başvurularının artırılması amacını güden teşvik uygulamaları günümüzde önem kazanmıştır.”

Pelin Karaaslan, lisans eğitimini 2005 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamladı. Yüksek lisans ve doktora eğitimine Almanya’da bulunan Köln Üniversitesinde devam etti. 2020 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hukuk Fakültesine atandı. Fikri Mülkiyet Hukuku ve Haksız Rekabet Hukuk/Reklam Hukuku üzerine çalışan Karaaslan’ın araştırma alanları arasında Teknoloji Hukuku da yer almaktadır. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s