Koronavirüs ve Mutasyon

2020’nin son aylarında tespit edilen koronavirüsün yeni türü yeni endişeleri beraberinde getiriyor. Pek çok Avrupa ülkesinde görülen yeni tür daha bulaşıcı, ancak öldürücü değil; Türkiye’de ise kayıtlara geçmiş bir vaka bulunmamakta. Aşılama çalışmalarında sona yaklaşırken karşılaştığımız bu yöndeki gelişmeler hayal kırıklığı yaratıyor. Gözler gelecek yeni haberlerde ve uzman hekimlerin açıklamalarında. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Nurettin Erben’e göre mutasyona uğrayan SARS-CoV-2 virüsünün pandeminin seyri üzerinde büyük bir etkisi yok ancak ilerleyen günlerin neler getireceği de belirsiz.

Henüz bir etkisi yok

ESOGÜ Haber’e açıklamada bulunan Prof. Dr. Erben virüsün mutasyona uğramasının doğal bir süreç olduğunu ve şimdilik endişelenecek bir durumun olmadığını söylüyor: “COVID-19 hastalığına SARS-CoV-2 virüsü neden olmaktadır. SARS-CoV-2 virüsü üzerinde bulunan spike (diken) proteini ile insan hücrelerinin yüzeyinde bulunan Angiotensin dönüştürücü enzim 2 (ACE2) reseptörüne tutunarak hücre içine girmekte ve hastalık oluşturmaktadır. Bu alandaki değişiklikler (mutasyonlar) hastalığın bulaşıcılığını, tablonun ciddiyetini ve aşı koruyuculuğunu yakından ilgilendirmektedir. Tüm virüslerin mutasyona uğradığı gibi SARS-CoV-2’de mutasyona uğramaktadır. SARS-CoV-2 türlerinin gelişen mutasyonları henüz pandeminin seyri üzerinde büyük bir etkisi olmamıştır, ancak gelecekte olabilme riski göz önünde bulundurulmalıdır.”

Daha öldürücü değil

Virüsün mutasyon sürecini karşılaştırmalı olarak değerlendiren Prof. Dr. Erben, ilk verilerin yanlışlığına dikkat çekiyor: “COVID-19 hastalığına neden olan SARS-CoV-2 mutasyon geliştirme yeteneği açısından HIV ile karşılaştırıldığında, mutasyon çok daha yavaş gelişmekte. Şimdiye kadar göze çarpan en önemli mutasyon spike proteinini kodlayan gende görüldü. Spike proteininin 614. amino asit pozisyonunda, aspartat (biyokimyasal kısaltmada D) amino asit yerine glisin (G) gelerek değiştiği görüldü. D614G mutasyonu adlandırıldı. Nisan ayında, D614G mutasyonlu SARS-CoV-2 hızla Avrupa’da baskın hale geldi ve daha sonra Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avustralya’da sık görülmeye başladı. D614G, doğal seçilimin bir ürünü olarak ortaya çıkan ‘SARS-CoV-2’nin daha hızlı bulaşabilen bir mutasyonu temsil ettiği’ açıklandı. Bu haber medyada hızla yayıldı. Birçok manşette virüsün daha tehlikeli hale geldiği yazıldı. Sonrasında bunun doğru olmadığı bilimsel araştırmalarla gösterildi. Mevcut kanıtların çoğu, D614G’nin bağışıklık sisteminin nötralize edici antikorlarının SARS-CoV-2’yi tanımasını engellemediğini göstermektedir. Bunun nedeni, mutasyonun, birçok nötralize edici antikorun hedeflediği bir bölge olan spike proteinin reseptör bağlanma alanında (RBA) olmaması olabilir: RBA, virüsün hücrelere girişinde önemli bir adım olan hücre reseptör proteini ACE2’ye bağlanır.”

Danimarka vizonları itlaf etti

İlk vakaların Kuzey Avrupa’da görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Erben “Danimarka’da çiftlikte yetiştirilen vizonlardan bulaştığı düşünülen, mutasyona uğramış SARS-CoV-2 ile enfekte 214 insan COVID-19 vakası Kasım ayında bildirildi. İlk gözlemler, enfekte olanlar arasındaki klinik görünüm, ciddiyet ve bulaşmanın diğer dolaşımdaki SARS-CoV-2 virüslerine benzer olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, ‘küme 5’ olarak adlandırılan 12 insan vakasında tanımlanan mutasyona uğramış SARS-CoV-2, daha önce gözlemlenmemiş mutasyonların veya değişikliklerin bir kombinasyonuna sahipti. Bu mutasyon nötralize edici antikorlara karşı orta derecede azalmış duyarlılığa sahipti. Raporlanan ön bulguları doğrulamak ve bu bulgunun gelişim aşamasındaki tedavi ilaçları ve aşılar açısından olası etkilerini anlamak için daha fazla bilimsel çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu arada, Danimarka makamları tarafından vizon ve insan popülasyonları arasında daha fazla yayılmasını sınırlamak için vizonları itlaf etmiştir” diyor.

Daha fazla çalışma gerekli

Mutasyon haberlerinin sadece Danimarka ile sınırlı kalmadığı belirten Prof. Dr. Erben, Avrupa ülkeleri ile Güney Afrika’yı işaret ediyor: “Son olarak 14 Aralık 2020’de İngiltere’den, mutasyona uğramış yeni bir SARS-CoV-2 (B.1.1.7 veya VUI-202012/01 adlandırılıyor) tanımlandığı bildirildi. İlk inceleme, mutasyona uğramış bu virüsün insanlar arasında daha kolay yayılabileceğini göstermektedir. Bu varyantın semptomların ciddiyetinde, antikor yanıtında veya aşı etkinliğinde bir değişikliğe neden olması beklenmemekle birlikte araştırmalar devam etmektedir. Spike reseptör bağlanma alanındaki mutasyonların konumu, bu mutasyonun önceki SARS-CoV-2’lerden antijenik olarak farklı olma olasılığını yükseltir. Bu mutasyona uğramış SARS-CoV-2 ile enfekte 915 hasta arasında dört olası reinfeksiyon tespit edilmiştir. Ancak bu yeniden enfeksiyon oranını karşılaştırılabilir veri setleriyle karşılaştırmak için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Söz konusu mutasyon, amino asit değişiklikleri ve üç adet genetik kodun silinmesi ile sonuçlanan 14 mutasyonun varlığı ile tanımlanmıştır. Tanımlanan mutasyonlardan biri (N501Y), RBA altı anahtar kalıntı içindeki bir amino asidi değiştirmektir. Sekans analizi, İngiltere ve Güney Afrika’da bildirilen virüsün N501Y mutasyonunun ayrı ayrı ortaya çıktığını ortaya koymuştur. Yeni B.1.1.7 varyantı, Avustralya, Danimarka, İtalya, İzlanda ve Hollanda dahil olmak üzere birçok ülkede tanımlanmıştır.

Her ihtimâl mümkün!

Prof. Dr. Erben’e göre  “Diğer koronavirüslerle ilgili deneyimlere dayanarak, mutasyonla bağışık yanıtın yetersiz kalması için yıllar geçmesi gerekir. Soğuk algınlığı koronavirüsleri üzerine çeşitli mevsimlerde örneklenen araştırmalar, değişim hızının yavaş olduğunu göstermektedir. Dünyanın çoğu SARS-CoV-2’ye hala duyarlı olduğu için, bağışıklığın şu anda virüsün evriminde önemli bir faktör olması olası değildir. Enfeksiyon ya da aşılama yoluyla bağışıklık arttıkça, bağışıklıktan kaçan mutasyonların sürekli yeni enfeksiyonlar oluşturması SARS-CoV-2’nin kalıcı olarak yerleşmesine neden olabilir. Daha önceden enfeksiyon geçiren ya da aşılı kişileri enfekte ettiğinde çoğunlukla hafif semptomlara neden olabilir. Bu durum, virüsün daha yaygın ve soğuk algınlığına neden olan bir koronavirüs olarak devam etmesine neden olabilir. Ancak koronavirüs enfeksiyonlarına karşı bağışıklık yanıtlarımızın, önemli ölçüde değişmiş virüs türlerine karşı güçlü veya uzun ömürlü olmaması da mümkündür. Bu durumda da salgının kontrol altına alınması zor olacaktır.”  

Kaynaklar

Nature, Vol  585, 10  September  2020

BMJ 2020;371:m4857

https://www.who.int/csr/don/21-december-2020-sars-cov2-variant-united-kingdom/en/

Prof. Dr. Nurettin Erben

Nurettin Erben, Tıpta Uzmanlığını 2003 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü’nde aldı. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nda çalışan Erben’in toplam atıf sayısı (WOS): 414  h-indeksi (WOS): 9.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s